İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Fatih Aydın, öğrencilerin üniversite tercihlerini yaparken seçecekleri bölüm ile ilgili uygulama ve staj olanaklarını araştırmadan karar vermemeleri gerektiğini belirtiyor
İstanbul Aydın Üniversitesi en çok tercih edilen üniversite olma özelliğini korumaya devam ediyor. Üniversitede okuyan öğrenciler, üniversitenin bünyesinde bulunan Teknoloji Merkezi sayesinde, okurken pratik anlamda iş dünyasının aradığı niteliklere yönelik olarak yetiştiriliyorlar. Öğrenciler eğitim aldıkları sürece, önemli firmalarda staj yapma olanağına da sahip oluyorlar. Öğrencilerin birçoğu daha mezun olmadan iyi bir iş bulma fırsatını yakalıyor. Üniversitenin Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Fatih Aydın, öğrencilerin vakıf ya da devlet üniversitesi tercihlerini yaparken, seçecekleri bölüm ile ilgili uygulama ve staj olanaklarını araştırmadan karar vermemeleri gerektiğini belirtiyor. Fatih Aydın ile yükseköğretimdeki sorunlar, üniversite tercihlerinde dikkat edilmesi gereken en önemli kriterler ve üniversite mezunlarının iş bulma olanakları hakkında konuştuk. Aydın sorularımıza şu cevapları verdi:
*Neden İstanbul Aydın Üniversitesi’ne en çok tercih edilen üniversite diyorsunuz?
YÖK’ün her yıl sınav sonuçlarına göre yayımlamış olduğu bir liste bulunuyor. Burada hangi öğrenci, sizi kaçıncı sırada tercih etmiş, kaç öğrenci tercihinde üniversitemizi yazmış buradan görülebiliyor. Buradaki verileri değerlendirdiğimizde 2010 yılı rakamlarına göre, yaklaşık olarak bizden sonra en çok tercih edilen üniversite ile aramızda 40 bin civarında bir öğrenci farkı var. Bu durumda üniversitemizin en çok tercih edilen üniversiteler arasında ilk sıralarda olması veriler ile doğrulamış oluyor. YÖK’ün yayımlamış olduğu istatistikte bunu gösteriyor zaten.
*Mezunları işe yerleştirme konusundaki başarınızı neye borçlusunuz?
Üniversitemiz eğitime öncelikle 2003 yılında kurulan Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu ile başladı. Türkiye’de bizden önce vakıf meslek yüksekokulu yoktu. Şu anda 20’ye yakın vakıf meslek yüksekokulu bulunuyor. Herhangi bir üniversiteye bağlı olmadan direkt YÖK’e bağlı vakıf yüksekokulu özelliği olan ilk okulu kurmuş olduk. Bu çok önemli bir ayrıcalıktı. İlk başta bu yapılanma bir risk olarak algılandı. ‘Öğrenciler para verip üniversiteye gitmiyorlar yüksekokula nasıl gitsinler’ dendi. Vakıf meslek yüksekokulunun kurulmasından önce iki yıllık planlama ve programlama aşamasından geçildi. Bu konuda Türkiye’deki ve dünyadaki örnekler incelendi. Bir danışma kurulu oluşturuldu. Bu kurulun içinde çok ciddi hocalar ve iş dünyasından önemli iş adamları bulunuyordu. Başta Ticaret odası, Sanayi Odası ve KOSGEB olmak üzere birçok kuruluş ile çözüm ortaklığı protokolleri imzalandı. Daha sonra buradan seçilmiş olan kurul üyeleri ile birlikte komisyonlar oluşturuldu. Bu komisyonlarla beraber açılacak meslek yüksekokulundaki bölümler ve bu bölümlerde okutulması gereken dersler planlandı. Bir hazırlık çalışması yapılırken sadece akademisyenler değil, öğrencilerin okulu bitirdikten sonra, edindikleri mesleğin karşılığını bulabilmeleri için iş dünyasından destek alınmış oldu. Dolayısıyla çok ciddi programlar dizayn edildi. Programlar tamamıyla iş dünyasının amacına uygun olarak hazırlanmış oldu. Örneğin, Türkiye’de önceden ‘sekreterlik’ diye bir bölüm vardı. Ama aileler bu meslek isimlerini sevmedikleri için, çocuklarının bu tür bölümlerde okumalarını istemiyorlar. Bu bölümün ismi YÖK’e ‘Büro Yönetimi ve Yönetici Asistanlığı’ olarak teklif edildi. Bunun yanı sıra ‘matbaacılık’ diye bir bölüm ismi vardı. Bu da ‘Basın ve Yayın teknolojileri’ olarak değiştirildi. Bu isimlerin değiştirilmesi de bölümlere olan ilgiyi artırdı. O dönemde YÖK, Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’na bin öğrenci gündüz, bin öğrenci akşam eğitimi olmak üzere iki bin kişilik kontenjan verdi. 2003 yılında bin 998 öğrenci ile bütün kontenjan dolduruldu.
ÖĞRENCİLER BÜYÜK FİRMALARDA İŞ BULABİLİYOR
*Öğrencileri mezun olunca işe yerleştirmek için nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?
2003’te ‘Mezun Yerleştirme Merkezi’ adı altında bir merkez oluşturuldu. Bu merkezde şu anda 30 kişilik bir kadro görevli. Bu kadronun tek görevi, mezun olan öğrencilerin oturmuş oldukları lokasyon, almış oldukları eğitim ve yetenekleri göz önüne alınarak iş dünyasında iş bulabilmelerini sağlamaktır. Bu kadroda görevli kişiler iş yerleri ile temasa geçerek, öğrencilerin cv’lerini firmalara gönderip, öğrencilerin özelliklerini insan kaynakları birimlerine aktarıyorlar. Bütün öğrencilerin işe yerleştirilmesi konusunda yoğun bir çalışma yürütüyorlar. Bu çalışmalar sonucunda istatistik verilere bakıldığında, her öğrencinin hangi firmaya yerleştirildiğine varıncaya kadar bilgiler bulunuyor. Yaklaşık 4-5 yılın ortalamasına bakılarak, yüzde 80’e varan bir seviyede işe yerleştirme oranı görünüyor. Öğrencilerin işe yerleştirildiği firmalar ise büyük ve ciddi yerlerdir. Örneğin Türk Hava Yolları, Dedeman otelleri, Mercedes gibi isimler öğrencilerin işe yerleştirildiği yerlerden sadece bazılarıdır. Ayrıca ‘Yerinde Uygulama Merkezi’ denilen bir merkez vardır. Öğrenciler burada okurken, haftada bir gün, yani 3 saatlik bir ders kredisine tekabül eden bir sürede bölümle ilgili iş yerinde staj yapar. Öğrenci iki yıl boyunca bu iş yeriyle haşır neşir oluyor ve işe alışıyor. Aynı zamanda iş tecrübesi ediniyor. İki yılın sonunda öğrenci özelliklerine, yeteneklerine ve başarısına göre firma tarafından tercih edilebiliyor. Ülkemizde aslında işsizlik probleminden çok, insan kaynağı arayışı vardır. Buradaki sorun, firmaların aramış olduğu nitelikteki insan gücünü bulamıyor olmalarından kaynaklanmaktadır. ‘Yükseköğretim kurumlarının vermiş oldukları eğitimin pratik hayata ne kadar uygun olup olmadığı’ önemlidir. Buradaki temel süreç şu olmalıdır; ‘Biz eğer bir ders müfredatı hazırlıyorsak, muhakkak o dersin iş dünyasındaki karşılığının ne olduğunu düşünmek zorundayız.’ Bu olmazsa başarısız oluruz. Şuana kadar yüksekokulumuzdan 9 bin öğrenci mezun oldu. Üniversite olarak ilk mezunlarımızı ise bu yıl verdik.
*Sizce yükseköğretimdeki en büyük sıkıntı nedir?
Şu anda Türkiye’deki üniversiteler rakam olarak 150’yi aşmış durumdadır. Bu üniversitelerin yaklaşık 100’e yakın bir kısmı son 4-5 yıl içinde kuruldu. Türkiye’deki akademik kadro belli. ‘Bu yeni açılan üniversitelere gerekli olan akademik kadroyu nereden bulacaksınız?’ Bu durumda devlet üniversitelerinin içi boşalıyor. Devlet üniversitelerinden ne kadar akademisyen alınsa da tüm üniversitelere gereken sayıda ve nitelikte maalesef akademik kadro yoktur. Şu andaki birçok vakıf üniversitesinde de akademik kadro sorunu yaşanmaktadır. Bizim 450’ye yakın akademik kadromuz var. Türkiye’nin şu anda öğrenci popülasyonu açısından en büyük üçüncü vakıf üniversitesiyiz. 13 bin öğrencimiz var. Ancak şunu çok iyi biliyoruz; ‘Birçok vakıf üniversitesinde eğitim-öğretim taşıma suyuyla yapılıyor.’ Yani bir üniversiteden diğerine part time akademisyen getirterek eğitim yapılmaya çalışılıyor. Buradaki eğitimin ne kadar kaliteli olacağını düşünün. Artık öğrencilerde daha bilinçli tercih yapıyor. Çünkü öğrenciler birçok vakıf üniversitesindeki akademik kadro başta olmak üzere, bu eksikleri biliyor. Vakıf üniversiteleri ayrıca dışarıya gönderilen beyin gücünü tekrar içeriye almak için gerekli girişimleri ve çalışmaları yapmalıdır.
*Vakıf üniversitelerinin birçoğunda eğitim dilinin İngilizce olmasını nasıl karşılıyorsunuz?
Biz üniversite olarak eğitim dilinin özellikle bazı bölümler için İngilizce olmasını doğru bulmuyoruz. Örneğin, bir inşaat mühendisliği eğitimi ana dilden daha iyi verilebilir mi?
Ancak bu öğrenciler eğitimlerini Türkçe alsalar da ana dilleri gibi yabancı dili öğrenmek zorundalar. İkisi farklı şeylerdir.
*Üniversitenizin diğer üniversitelere örnek olabilecek bir projesi var mı?
Türkiye’nin şu anda kurulu en büyük ODTÜ ve Bilkent’ten sonra 3. Teknoloji Laboratuarı buradadır. Bu laboratuarda elektronik elektrik mühendisliği bölümü öğrencilerinin yapmaya çalıştığı bir robot projesi vardır. Bu robot arkasında yazılmış bir program ile kişilerin yüz fotoğraflarını çekerek, bu insanların içinde bulundukları psikolojik durumu analiz edecek. Arka tarafta veri tabanında bu dataları hafızasına alarak değerlendirme yapacak. Fotoğrafı alınan kişilerin psikolojik analizi yapılacak. Bu projede eğitim fakültesinin psikoloji bölümüyle de ortak çalışma yürütülmektedir. Bu robotun dolaşabilmesi ve teknik alt yapının hazırlanması adına mekatronik ayağı var. Elektronik yapısının hazırlanması için elektronik mühendisliği bölümü, diğer bir ayakta yazılımın oluşturulabilmesi için gerekli olan bilgisayar bölümüdür. Bu şekilde proje 4 bölümün ortak çalışması ile yürütülmektedir. İlgili bölümdeki öğrenciler bu projede yer alıyorlar.
*Öğrenciler neden İstanbul Aydın Üniversitesi’ni tercih etsinler?
Bir öğrenci örneğin bir mühendislik fakültesini tercih edecekse, ‘gitsin öncelikle laboratuarı var mı’ buna baksın. ‘Uygulamayı öğrenci nerede yapacak? Eğer laboratuar varsa uygulama için yeterli düzeyde mi?’ bu çok önemlidir. Bizim üniversitemizin laboratuar olanağı çok büyük olduğu için öğrenci burada son sınıfa kadar laboratuar uygulamalı eğitim görüyor.
Bir öğrenci yine ilgili üniversitede hangi bölümü, branşı seçiyorsa muhakkak şu soruyu sormalıdır : ‘Bana hangi firmada staj yapma olanağı sağlıyorsunuz?’ Bizim yüksek okulumuzda okuyan öğrencilerimize Türkiye’nin dev firmalarında staj yapma olanağı sağlıyoruz.
*Ülkemizdeki mesleki eğitimi hangi düzeyde ve yeterli buluyor musunuz?
Mesleki eğitimdeki durumu iyi değerlendirebilmek için sadece yükseköğretim değil, ortaöğretime de bakmak gerekir. Türkiye’de daha düne kadar ‘katsayı sorunu’ vardı. Başarılı öğrencilerin bile büyük çoğunluğu bu katsayı uygulaması nedeniyle mesleki eğitime yönlenmediler. Çünkü meslek liselerinden yükseköğretime geçişte katsayı engeli vardı. Daha sonra meslek liselerinden ilgili yüksekokullara geçişte ‘Sınavsız Geçiş’ uygulaması getirildi. Bu uygulamalar artık düzeltilmekte ve daha iyiye doğru gidilmektedir. Önemli olan öğrencilerin yetenekleri doğrultusunda yönlendirilmelerini sağlamak ve yüksek eğitim almaları konusunda engelleyici değil, önlerini açacak uygulamalar getirmektir.
*Vakıf üniversitelerinin ücretlerini nasıl buluyorsunuz?
İstanbul Aydın Üniversitesi’nde okuyan öğrencilerin yüzde 33’ü yüzde 100 burslu okumaktadır. Bu da üniversitemizde 4 bin öğrencinin eğitim ücreti ödemeden okuması demektir. Türkiye’deki vakıf üniversitelerinde burs konusunda ortalama bu şekilde oranlar olduğu düşünülürse, birçok öğrenci ücretsiz eğitim olanağından faydalanmaktadır. Genel olarak vakıf üniversitelerindeki eğitim ücretleri olması gerektiği kadardır.